ANILAR VE TANIDIK ÇEHRELER


Bu makale 2018-08-30 12:29:30 eklenmiş ve 533 kez görüntülenmiştir.
Osman Aytekin

     Niğde’de kaldığım ilk gençlik yıllarımdı. 1976 yılıydı resim ve karikatür çizimlerimi ilk kez bir gazeteye göndermiştim. İlk gönderdiğim desenler ve karikatürler Hergün Gazetesinde yayınlanmaya başlamıştı. Desen çizimlerimle ilgili öneriler de gazete okuyor ve bu alanda kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Çizgilerimle ilgili olarak Hergün Gazetesi yazarlarında Uğur Tekin’in yorumlarından çok istifade ettim.  

    O yılarda gazetenin kültür sanat sayfasını şair Mehmet Zeki Akdağ (Allah rahmet eylesin) yönetiyordu. Doğrudan kültür ve sanatla ilgili olduğumuzdan şairle irtibata geçtik. Mektuplaşmaya başladık. Aradan iki yıl geçti. Ressamların resimlerini takip, çizimlerini etüt ediyor, çizgilerdeki estetik ve incelikleri kavrayıp tatbik etmeye çalışıyordum. Bunu yaparken de çizgilerin etkisi altında kalmamaya gayret ediyordum. Bu iki yıl boyuca çizgilerim biraz daha gelişti. Aradan geçen zaman içinde bazı sebeplerden dolayı kendimi İstanbul’da buldum.

   İstanbul o yıllarda benim için bir rüya kentti; sisli, büyülü bir kent. Nedendir bilmem bu büyük kente karşı büyük bir aşk vardı. İlk kez bu koca şehre geldim. Hiçbir yer, yol, sokak, cadde bilmiyordum. Elimdeki adresi ancak akşam karanlığı bastırdığı sıralarda bulabilmiştim. Karagümrük’e ayakbastım ve o adresi buldum. Bir süre hemşerim İsmail Aksoy ağabeyimin yanında ikamet ettim. İsmail abi evliydi kendisine yük olmamak için fazla da kalamazdım. Kendime bir mekân ve sonra da iş bulmam gerekiyordu.

    O yıllarda ülküme göre sığınılacak tek bir yer vardı. O da Ülkü Ocakları idi. Referansım olmadığı için mekân işi yorucu geçti. Beni doğrudan ve dolaylı olarak sınavlara çektiler. Dernek Başkanı Recep Öztürk idi. Yönetim kurulunda hatırladığım kadarıyla Haluk Şükrü Açıkalın, Vecdet Ersoy, Ömer Demir, Kadınlar kolu Başkanı Kadriye Kılınçkaya ilk aklıma gelenler.

   Dernekte Ömer Demir benimle özel ilgilendi. Memleketimi duyunca beni hayli sorguya çekti. O yılarda ilçem Nevşehir çevresinde mimli bir yerdi. Kendimi derneğe kabul ettirene kadar akla karayı seçtim.

    Öncelikle resim ve karikatür alanında bir iş bulmalıydım. O sıralarda aklıma Şair M. Zeki Akdağ geldi. Aksaray’dan Sultaahmet’e kadar zaten yürüyordum. Hergün Gazetesi de orada idi. Gazeteye vardım. Kendimi tanıttım. Rahmetli çok memnun kaldı. İlgi gösterdi. Ancak gazeteye yeni bir karikatürist aldıklarından benim için bir iş bulacağını söyledi. Kendisine inandığım bu değerli şairimiz beni yanıltmadı. Derneği telefonla arayıp not bırakmış ve demiş ki, “Osman hemen beni görsün!” Haberi alır almaz Sultanahmet’e adeta koşarak gittim. M. Zeki Akdağ beni gazeteye yakın bir mesafede bulunan bir serigrafik baskı yerine gönderdi. Patronun adı Ekrem’di. İş yerine vardım ve hemen işe başladım. İş yerinde iki usta vardı. Ustanın biri altmış yaşlarındaydı. Bu ustanın bir mesleği olduğunu iş yerinde öğrendim. Bir gün patron ustaya, kendisini tıraş etmesini söyledi. Ertesi gün usta iş yerine özel bir çantasıyla geldi. Çantasını açtı ve patronu başladı sakal tıraşı yapmaya. Usta berberlikte de gerçekten usta olduğunu göstermişti. Bu iş yerinde kısa sürede patronun güvenini kazandım. Sağ olsun bana iş yerinin anahtarını emanet etti.

     Recep Öztürk Başkan bir gün beni masa başında desen çizerken görmüştü. Yanıma geldi. Benimle ilgilendi. Yanıma bir üniversite öğrencisi daha vererek bez üzerine bir afiş çizmemizi istedi. Elimize de bir kartpostal verdi. Önümüze konulan kartpostaldaki resim rahmetli Mehmet Başbuğ’a aitti. Derneğin bir gece etkinliğinde kullanılmak üzerine o resmi beze işledik. Gece ile ilgili bana bir de davetiye kapağı çizmemi istedi. İlk kartpostal veya davetiye kapağı yayınlandığında içimi büyük bir sevinç kapadı. Sonra o geceye katıldık. Gecenin spikerliğini Derviş Kılınçkaya yapıyordu. Kendisiyle tanıştık. Derviş Ağabayin de gerçekten derviş gönüllü biri olduğunu o sıralarda idrak ettim. Bana ilgi göstermiş ve gönlümü kazanmıştı. Aradan yıllar geçti. Hep saygıyla andığım Profesör olan Derviş Ağabeyi bir daha göremedim.

      Boş zamanlarımda dernekte resim çizmeye devam ediyordum. Yine bir gün Recep Başkan beni Zeytinburnu’na gönderdi. O günler gerçekten de çok tehlikeliydi. Hergün silahlar patlıyor sokaklara kurşun kokuları siniyordu.  Bana Zeytinburnu sınırlarında hangi yerde ineceğim iyiden iyiye tembih edilmişti. Denmişti ki, “sakın Depo Durağında inme bir sonraki durakta in!” Yol ve yer bilmediğimden ve ilk kez dolmuşla uzun süren yolculuğumuzdan dolayı yanlışlıkla indim. Elimde Hergün Gazetesi duvarlarda kızıl yıldız, orak çekiş simgeleri… Büyük bir hata yaptığımı o anda anladım. Gazeteyi aniden ceketimin iç cebine soktum. Arayı arayı o mahale geldim. Zeytinburun’da Remzi Özçelik’in “Bekleyenler” piyesi için önce beze ısmarlama bir yağlıboya resim daha sonra da bir kartpostal çalışması yaptım. İstanbul’da ikinci davetiye kartında desenim basılmıştı. Yine o sıralarda İstanbul Ülkü Ocakları dönemin siyasi iktidarı tarafından ülkücülere yapılan işkencelerle ilgili bir kitap çalışması başlamıştı. “Tabutluk 79” isimli kitapta da ilk kez bir veya iki desenim yayınlanmıştı.

   Çizmeye devam ediyordum. Ortadoğu Gazetesine de gitmiştim. O zamanlar gazeteler Cağaloğlu’nda idi. Cavit Ersen ve İsmail Gerçeksöz ile tanıştım. Ortadoğu Gazetesinde de desen ve karikatürlerim yayınlanmaya başlamıştı. Bir gün Ömer Demir bana derneğin odasının bir duvarını gösterdi. “Buraya güzel bir yağlıboya resim çiz, siyah beyaz olsun!” Dedi. O sıralarda gençliğimizi temsilen çizdiğim ve Ortadoğu Gazetesinde yayınlanan bir desenimi gösterdim. Ömer Reis, “Tamam” dedi. O resmi duvara çizdim. Resmi çizdiğim duvar Ülkücü Kadınlar Kolu Başkanlık Odasının salonunda sol tarafta bir yerdi. Resmi bitirdiğimde inanılmaz bir şey oldu. Derneğe gelen üniversite öğrencilerinden bir hanım duvardaki resmi gördüğünde ani bir reaksiyon gösterdi. Ve ağlamaya başladı. Bu sırada Kadriye Başkan odasından çıktı. Ne yapacağını şaşırdı. Hem o hanımı teskin etti ardından da bana üzülmemem gerektiğini söyledi.

    Artık zaman ayrılık vaktiydi. Memleketten bir arkadaşım bana askerlik cepli için telgraf çekmişti. Askere gidecektim. Parti ve dernekteki başkanlardan, yönetim kurulu üyeleri ve arkadaşlarımdan ayrılmak çok zor geldi. Gözyaşları içinde yola çıkacaktım. Ayrılık vaktinde Ömer Demir Reis bana, “Hemşerim…” dedi. Meğerse kendisi Nevşehir’in Kozaklı ilçesindenmiş. İşte o zaman derneğe neden bin bir güçlükle kabul edildiğimi anlamış oldum. Bir hemşeri ile son anda tanışma adına sevinsem mi veya kızsam mı, bilemedim.

    İstanbul dendiğinde bir yüzüyle gördüklerim rahmetli Türk Edebiyatı Vakfının kurucusu Ahmet Kabaklı, Yetmişli yılların efsanevi yazarı Cavit Ersen, yazdığı şiirle bütünleşip adeta kendini anlatan ve kurşunlara hedef olan İsmail Gerçeksöz,  Türkiye’de Komünizmle Mücadele Derneği kuran ve Toprak Dergisini çıkaran İlhan Darendelioğlu, mangal yürekli Yusuf Bahri Genç, Ferhat Tüysüz ve nice yaşayan pırıl pırıl insanlar gelir, gözlerimden akıp gider. O günler acılarla dolu ama samimiyetin olduğu zor yıllardı. Şehitlerimin mekânları cennet olsun.

    İstanbul’da anlatılacak elbette çok şey var. Koca şehrin hikâyeleri de çok olur. Başka anılarda buluşmak ve şehit Süleyman Özmen’in annesi Emine anneyi de yazmak üzere. Emine Özmen Anneyle tanışmamı sağlayan Nurşen Karakaş Hanımı da burada saygıyla anıyorum.

Saygıyla kalın…

    

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Derinkuyu Haber
© Copyright 2013 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi