“EVLATLARIM BENİ HİÇ YALNIZ BIRAKMAZ…”


Bu makale 2018-09-09 20:12:07 eklenmiş ve 87 kez görüntülenmiştir.
Osman Aytekin

İstanbul’dan ayrılalı on yıl kadar sonraydı. Yine bu efsunkar şehirdeydim. Adımlarım beni eski mekânlara doğru çekiyordu. İçimde bir heyecan vardı ki tarifi imkânsız gibiydi. Aksaray’a geldim. Akbıyık caddesine doğru kıvrılırken nedamet duyguları içindeydim. Keşke on yıl önce uğrasaydım ziyaret edeceğim yere, diye göğüs geçiriyordum. Biraz daha heyecanlandım çünkü az ileride sağ cenahta iki katlı bir bina vardı. Hergün Gazetesi’nin matbaa ve ofis olarak kullanıldığı yerdi burası. Bu binanın biraz daha ilerisinde aşağıda da Millet Gazetesi binası vardı.
Hergün Gazetesine İsmail Abiyle ilk geldiğim de ikinci kata çıkmıştık. İşte bu sırada gazete çalışanlar aniden kendilerini yere atmışlardı. Ben ne olduğunu anlayamamıştım. Bu sırada gazete çalışanlarından biri hemen yere çökmemi istedi. Yere çöktüm. O sırada gazetenin camları delik deliş olmuş, içeridekiler başlarını dahi yerden kaldırmıyorlardı. Hergün Gazetesini taramışlardı. Çok şükür kimsenin burnu dahi kanamamıştı. Endişeyle ayağa kalktık. Bir süre içeride kaldık. Sonra dışarı çıktık İsmail Abiyle. Biz hafif yokuşu tırmanırken polisler olay mahalline geliyordu.
Bu duygular içinde sanırım biraz faza yürümüşüm. Tarif üzerine geldiğim adresi tam bilemiyordum. Altmış yaşlarında bir adama biraz baktım. Adam bana, gözlerimin içine bakarak,
“-Adres mi arıyorsun? Dedi.
Evet,” dedim.
“-Nedir adres?” Dedi.
“-Tarif üzerine geldim. Yaşlı bir kadın arıyorum. Oğlu vardı adı Süleyman, ama…”
Adam bu kez gözleriyle yüzüme daha bir dikkatle baktı. Buruk bir acıyla tebessüm etti.
“-Bir kadın arıyorsun. Aradığın kadının oğlu da Süleyman öyle mi?” Dedi.
İkinci kez evet dedim. Adam pantolonun arka cebinden siyah bir cüzdan çıkardı. Cüzdanı açtı. Gazete kupüründen küçük bir fotoğraf fotoğraf şehit Süleyman Özmen'in fotoğrafıydı.
“-Şehit Süleyman Özmen’in annesi…” Dedi ve bana az geride kalan bir dükkân gösterdi. Teşekkür ettim bu adama ve minnet duygusuyla döndüm.
Eski bir bakkal dükkânıydı. Ahşap bir dükkân olduğunu sanıyorum. Dükkânın önüne geldiğimde iki yaşlı kadın içeri girdiler. Bir adım daha yaklaştım. Aradığım kadın karşıdaydı. Gelen kadınlarla konuşmaya başladı. Bense dükkânın önünde dikilmiş onları seyrediyordum. Bu sırada benim kendilerine baktığımı gören yaşlı kadınlardan Emine Ana beni fark etti.
“-Buyurun bir şey mi alacaktınız?” Dedi.
Bu buyurla birlikte içeri girdim. Kadının elini öpmek için eğilerek,
“-Ben sizi görmeye geldim Emine Ana!”Dedim.
Kadın o anda sanki yıllar öncesine gitti. Bu sırada iki kadın müsaade isteyerek dükkândan çıktılar. Ağaç sandalyeye oturmamı istedi. Heyecanla tezgâhının bir tarafından küçük bir tabak çıkardı ve uzattı.
“-Muharrem ayı, helva yapmıştım…” dedi. Ben daima konuşmak istiyordum ancak heyecandan elimdekini öylece tutuyor ve nur yüzlü kadına bakıyordum. Helvayı yiyecek halde değildim ama bu mübarek kadını daha iyi görmek için yemeye başladım. Bu sırada Emine Ana,
“-Benim çok evlatlarım var. Evlatlarım beni hiç yalnız bırakmaz. Evladım Süleyman’ımın ruhu şad olsun.” Diyordu. O konuşuyor ben dinliyordum. 
Aradan neredeyse otuz yıl geçti. Emine Ana’nın o nur bakışlı, saf, tertemiz bakışları, şefkati ve iyiliksever yüreği kaldı geriye.
Allah oğlu Süleyman’ın da kendisinin de mekânını nur eylesin!

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Derinkuyu Haber
© Copyright 2013 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi